UNUTMAK VE KARIŞTIRMAK

0
7

Oldum bittim isimleri ya unuturum ya da karıştırırım. Birisiyle tanıştığım da adının Ahmet olduğunu söylese de ben Yunus olarak hatırlayabilirim. Nedenini pek bilemiyorum.

Yıllar önce bir okulda memur olarak çalıştım. Eskiden bilgisayar yoktu. En lüks yazı aracı optimal marka daktilolardı. Karne zamanlarında not fişleri  ayrı ayrı yazılırdı. Bu da sınıf listelerinin en az yedişer kez yazılması demekti. Bu da pek çok ismin hafızamıza yerleşmesi demekti.

Öğle tatilinde çoğunlukla okulda kalırdık. Bu vakti eğlenceli hale getirmek için de arkadaşlarla “isim-şehir” oyunu oynardık. Bu oyunda ‘artist’ bölümü vardı. Ben genelde burayı doldurmakta güçlük çekerdim. Arkadaşlarımın tamamı sinema artistleri, şarkıcıları yazarken  o zamanlar halk müziğiyle ilgilendiğim için, Yurttan Sesler Korosundaki  bağlamacıların adını yazar ve itirazlarla başa çıkmak zorunda kalırdım. Karışıklık bununla da kalmıyordu. Birkaç kez de artist diye yazdığım isim,  arkadaşlara (özellikle Nuran’a) tanıdık gelmediği için ufak çapta çekişmemiz oldu. Doğal olarak ben puanlarımı kaptırmak istemiyordum. Ertesi gün bir sınıfın fişini yetiştiremediğim için listeyi arkadaşım yazdı. Bu sırada benim artist diye yazdığım ismin, okulumuzdaki bir öğrenciye ait olduğu anlaşıldı. Sonrası mı? Başıma neler geldi siz düşünün.

Evden çoğu kez üç kez geri dönerek çıkıyorum. Bu apartmanımızda ki çocukların bile dikkatini çekmiş. Bir gün evden çıktım.Tam otobüse binecektim geri döndüm. Evin giriş kapısında çocuklar oynuyordu. İçlerinden (Alper) biri “Zehra Teyze bir şeyini mi unuttun” dedi. Çocuğu önemsemeden “evet” diyerek eve daldım. Aceleyle telefonumu alarak çıktım. Alper: çocuksu diliyle  “Neyini unutmuşun Zehra Teyze?” dedi, “Telefonumu” dediğimde Alper’in de içinde bulunduğu bir grup çocuk ellerini havaya kaldırarak, madalya kazanmış sporcular gibi  “Biz kazandıııık”  diyerek bağırdılar. Ne oluyor diye şaşkınlıkla bakarken Atakan “Keşke cüzdanını unutsaydın Zehra Teyze” diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Sabahın bahis konusu haline gelmiştim. Aklıma ‘kurt kocayınca’ diye başlayan atasözü geldi ama neylersin. Anahtarlarımı, cüzdanımı ve telefonumu teker teker bu dönüşlerle alıp şehre inebiliyorum. Ama bunları hangi sırayla unuttuğumu her defasında yine unutuyorum.

Kitap okurken ocaktaki yemeği, telefonla konuşurken evdeki misafiri, sakladığım bir şeyi nereye sakladığımı, gittiğim bir yerde elimdeki fazla olan bir eşyamı, çantamı, gözlüğümü, şemsiyemi ve daha neleri neleri unuttuğumu da unutuyorum.

Evde TV seyrederken de Filmleri karıştırıyorum. Dizilerin reklam aralarını izlemeyelim derken diğer kanaldaki bir filme geçiyoruz. O Filmde de reklam çıkınca başka kanala, derken olay yeryüzünde miydi, uzaydaki adamlar Zerda dizisinde ne yapıyorlardı, Seğmen Ağa askere gidince dünya kupasında da oynamış mıydı, Bir İstanbul Masalına bombayı kim atmıştı karıştırıyorum. Aslında Kurtlar Vadisi de sanki Gora gezegenindeydi. Dünkü filmde de Cezar, Kleopatra’yı baştan çıkarmaya giderken, Kral TV de Tarkan “kuş sütüyle beslerim seni” şarkısını söylüyor, Cezar’da güvertede cep telefonundan Cleopatra’ya şarkıyı dinletiyordu. İngiliz  Rockçular Hindistan’da “Avare  Mu” şarkısını söylüyorlardı…

Karıştırdıklarım sadece bunlar da değil.

Şu dünyanın haline bakıyorum da güzel mi çirkin mi… İyi mi kötü mü … ????

Kendime dönüyorum, bir hüzün çöküyor içime. Kaybetmek mi özlem mi?

Ve dilleniyor söz içimde. Savunma mı isyan mı karıştırıyorum…

Ya siz…

7 Eylül 2005 Çarşamba Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here