BİR BİLMECE

0
166

BİR BİLMECE

Bir varmış bir yokmuş.

Allahın iyi kulları çokmuş.

Saymaca başladı birden, bir dev göründü aniden.

Hoppala toppala…

Oyununuz çok ola.

Size bir masal anlatayım.

Savurup düşünüze katayım.

Zaman zaman içinde,Mekân mekân içinde.

Nasreddin Hoca, çıkmış yola koyulmuş.

Az gitmiş uz gitmiş derken pek yorulmuş.

Ah demiş eşeğine. Sen mi beni taşıdın ben mi seni?

Sen yorgun ben yorgun.

Dinlenmemiz pek uygun.

Eşeğini otlatmış çayırdan, kendini bırakmış bayırdan.

Gelmiş bir söğüt dibine.

Salkım söğütün ninnisine bırakmış yükünü.

Unutmuş günlerini dün mü bugün mü?

Derken uykuya dalmış.

Salkım söğüdün dalları bir ucu Yunus Emre’nin sarığına dokunuyor; bir diğeri Kibele’nin eteklerine. Bakakalmış dallara, selam vermiş dostlara.

-Selamün Aleyküm

-Ve aleykümselâm

“Uzun yoldan geldim yorgunum.

Kızımı özledim durgunum.

Dere tepe yollardayım.

Bir hoş hallerdeyim.

Söyleyin bana nerdeyim?”

 

“İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır”

 

Yunus! Sen misin?

Ne güzel söylersin.

“Kendini bilmelisin” dersin.

Ben sana onu mu sordum.

Sen bildin mi beni. Hoca Nasrettin.

“Uzun yoldan geldim yorgunum

Kızımı özledim durgunum

Dere tepe yollardayım

Bir hoş hallerdeyim

Söyle bana nerdeyim?”

Bilmem mi Hoca Efendi.

Yorgunsan, evvela eline su dökeyim, sana bir ayran getireyim.

Senin mayaladığın yoğurttan yaptım.

İçine Hak sevgisi kattım.

 

Yaa göl maya tuttu demek.

Ya tutarsa demiştim günlerce beklemiştim.

Kime niyet, kime kısmet. Demek sen…

Hoca ayranı içti lıkır lıkır, işleri gitti tıkır tıkır.

Davullar çalındı dan dan dan.

Kibele göründü uzaktan.

Salındı geldi düz ovadan,

Selam durdu yavaştan.

Gününüz aydın ola.

Hangi rüzgar attı sizi buralara?

 

Hoca şaşırdı durdu, sonra söze koyuldu.

“Uzun yoldan geldim yorgunum

Kızımı özledim durgunum

Dere tepe yollardayım

Bir hoş hallerdeyim

Söyle bana nerdeyim.”

“Kaçtım bugün tapınaktan.

Koşa geldim uzaktan,

Kimsin nesin derken

Tanıdım seni kavuktan.”

Ben Kibele. Ana Tanrıça.

Sizinkiler bana Sibel diyorlar.

Ben de bilmem nerede olduğumu;

Ne oldu da buralara savrulduğumu.

 

Hoca duyunca Sibel’in adını.

Hatırladı Ulu Kadını.

Bildim bildim seni.

Eşşek Kulaklı Midas’ın güzel ülkesinin bereketli anası…

 

Derken bir rüzgâr esti köşeden

Hoca uyandı neşeden.

Düşündü “Midasın altınları bende de olaydı ya” dedi.

Kalktı biraz yürüdü.

Aklını bir düş bürüdü.

Rüzgâr onu savurdu.

Sözüne bir söz koydu.

Tanığım tarihin her işine.

Düş düşünün peşine.

Yunus, Sibel, sen.

Sanma ki bu kadarsınız.

Mevlana, “Ne olursan gel” dedi.

Cümlesini topladı.

Bak keloğlan sağında, anası da yanında.

Dede Korkut solunda, destanı da kolunda

Deli Dumrul köprüde bekler

Mecnun’un Leyla’sı düşlerine düş ekler

Edebali, oğluyla

Malhun Hatun kızıyla

Seyit Battal cenk etmiş

Süceattin veli denk düşmüş

Kızılcıklı Mahmut Pehlivan bir minderde

Masalcı teyze öbür minderde

El ele verdiler hatırla

Yola düştüler katırla

Yol yola, insan insana ulandı.

Yürekler sevgiye boyandı.

 

Zaman zaman içinde, mekân mekân içinde.

Az gittiler uz gittiler.

Dere tepe düz gittiler.

Hep bir ağızdan söz eylediler.

Sizlere de bir soru sordular.

 

“Uzun yoldan geldik yorgunuz

Sizleri özledik durgunuz

Dere tepe yollardayız

Bir hoş hallerdeyiz

Söyleyin bize nerdeyiz?”

 

Zehra Çam

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here