HAREMDEN TAŞANLAR

0
104

Osmanlı Sarayı tarihçiler ve gezginler için büyük bir malzemeydi. Özellikle batılılar için harem daha da ilginçti. Bu nedenle Osmanlının en az kendisi kadar “Harem” hakkında yazılıp çizildi. Oryantalist bakış açısı oluşturularak; Osmanlı kadını genel olarak, iş güç yapmayan, sabahtan akşama kadar sedirde uzanıp nargile içen, tek işi padişahın gönlünü çelme; kişisel servet biriktirme ve zaman zaman da iktidar boşluğunu doldurma yarışına giren bir entrikacı gibi tanıtıldı.

Bu yarışta yalnızca tarihçiler ve gezginler değil, batılı ressamlar da yerlerini aldılar. Fransız Jean-Leon Gerome oryantalist ressamların başında gelir. Ardından Jean -Auguste-Dominique İngres ve Bougerau’ da sayabiliriz. Oryantalist ressamların baş konusu Türk Hamamı ve Harem. Türk Hamamı ve Harem, batılın gözüyle cinsel yaşamın merkezi, fantastik bir dünya olarak yansıtılıyor. Hatta karşı cinsin yasak olduğu bir mekânda, hemcinslerine yönelen aşkların varlığına da dikkat çekiliyor. Osmanlı’nın resmedilmesi konusunda Van Mour’u da atlamamak gerekiyor. Yalnız haremi değil sarayın diğer alanlarını da resmetmiş.

Harem, yalnızca cinsel cazibenin, birçok güzel cariyenin bulunduğu bir eğlence mekânı mıydı? Nazım Tektaş’ın kaleme aldığı Çatı kitaplarından yayımlanan  “Haremden Taşanlar” adlı kitapta bunun böyle olmadığına tanıklık ediyoruz. Zira  savaş ganimeti olarak padişaha hediye edilen cariyeler, zaman zaman devletin dengesinde alt üst edici  roller oynuyorlar. Cariyelerin yazgısı öylesine enteresan çizgiler sergiliyor ki birinciler sonuncu, sonuncular birinci olabiliyorlar. Esir olarak gelen bu genç kızlar küçük yaştan itibaren saray terbiyesince eğitilip Türkleştirilip, Müslümanlaştırılıyorlar.  Osmanlı Padişahları dayı şehzadelerinden, saltanat