YEŞİLBİBERLİ ZEYTİN

0
106

Geçen gün markete gittim. Market çok kalabalıktı. Ne alacağım, işler nasıl yetişecek gibi günlük kaygılarla alış veriş yaptım. Zeytin-peynir satılan bölüme geldim. Zeytinlere bakarken bir yandan da hangi sepetteki zeytini alsam diye düşünüyordum. Birden  “yeşilbiberli zeytin” etiketi gözüme ilişti. Baharatları çok sevdiğim için, baharatlı bir tür sandım. Öyle ya kekikli biftek, körili tavuk olur da yeşilbiberli zeytin neden olmasın. Görevliye “Yeşilbiberli zeytin hangisi” diye sordum. Salamura yeşil zeytinleri göstererek  “Görmüyon mu Abla. İşte Şu! “ dedi. İçine kırmızıbiber konulmuş salamura yeşil zeytindi. Oysa siyah zeytin göreceğimi zannetmiştim.

Her zaman iki yüz sözcükle konuştuğunuz, dilimizi yeterince tanımadığımız ve yerinde kullanmadığımız üzerine çok şeyler yazılıp çizilir. Öğrencisinden öğretmenine, yazarından okuyucusuna kadar bu yanlışlıkları hepimiz yapıyoruz. Geliştirilen ve kakalanan popüler kültür de bunu her gün hızlandırıyor. Birçok düşünce geçişlerini, “yani, gerçekten, hımmm” gibi bağlaçlarla tamamlıyoruz. Açıkçası bu durum karşısında şahsen, bizzat ben de “oha falan oluyorum yani”

Eskiden şarkı sözleri edebi anlamlarla yüklü idi. Şimdi onlarda da dilimiz yanlış kullanılıyor. Sezen Aksu bir şarkısında “dolayısıyla” diyor. Dolayısıyla düz yazıda veya konuşma dilinde kullanılan bir sözcüktür ve bağlantı yapmakta kullanılır. Şarkı sözlerindeyse genelde şiirsel bir söylem hâkimdir. Dolayısıyla bu sözcüğün şarkıda işi ne? Değişik ağızlarla, seslere, İngilizce ya da Kürtçe vurgular yapmak da başka bir sorun. Eposta’ya “imeyl” demeye alıştık bile. “Var ya!” şarkısında  ‘v’ yi ‘w’ gibi vurgulanıyor. Bu örnekleri, fantezi müzik( ne demekse) ve arabesk şarkılarında çoğaltabiliriz.

Dilbilgisi kitaplarında cümle de vurgu ve virgülün kullanımı ile ilgili konunun anlatımında kullanılan bir örnek vardır. “Oku baban gibi eşek olma” Bu cümlede virgül değişik yerlere konulduğunda farklı anlamlar ortaya çıkar. Bu örneği hepimiz biliriz. Türkçe pek çok yönüyle zengin bir dildir. Yapısında diğer dillere oranla daha az sözcük olmasına rağmen, olanakları geniştir.

Bir şeyi itiraf edeyim ki, dilimizin zenginliğinin farkında olmama rağmen, her zaman yerinde ve doğru kullanabildiğimi söyleyemem. Yazım hatalarından tutun da noktalama işaretlerine kadar her gün yeni bir şey fark ediyorum. Bazen de eski bildiklerimden bazılarını unutup,  hatalarımı tekrarlıyorum.

Gerek iş yaşamında, gerekse günlük yaşamda pek öyle derin sohbetler yapabilecek, düşünceyi ve ufku açabilecek paylaşımlara vakit kalmıyor.  Bütün konuşmalar, biçimsel olarak birbirine benziyor. Üçüncü şahısları konuşmaya geçmeden önce “ eee daha daha nasılsın” diyoruz neredeyse. Hanımların kek tariflerinden sonra alınan kilolar;  gram gram yağlarnasıl erir, santim santim beller nasıl incelir başat sorun halindedir. Top ve hükümet meseleleri, bir de kim kiminle nerede, derken gün un ufağı gibi elimizden uçup gidiyor.

Bu mazeretlerimiz dil uzmanlarımız ve sosyologlar tarafından kabul edilebilir mi bilemem. Ancak kendi dilimize önem vermemiz ve öğrenmek üzere de çaba harcamamız gerekiyor. Bu konuda pek çok eserin olması da sevindirici. Feyza Hepçilingirler’in Türkçe Off, Dedim: Ah, Türkçe Dilbilgisi, Yıldızların Suya Döküldüğü Türkçe Günlükleri (Cumhuriyet Kitap ekinde yayımlanan yazılar) zevkle okunabilecek yapıtlar. Her yazısında dilimizin kuralları hoş ve esprili bir dille anlatılıyor. Böylece gülerek öğrenebiliyoruz.

Zeytinlere gelince,  biberli olsun ya da olmasın yeşil zeytinler güzeldir. Ama benim tercihim yine karatavuk da denilen siyah zeytinden yana. O gün siyah zeytin aldım. Yeşilbiberli değildi.

 

 

 

22 Ocak 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here