Ana Sayfa YAZILARIM Sanat Yazıları HAYRİ K YETİK VE AMYTİS KEDERİ

HAYRİ K YETİK VE AMYTİS KEDERİ

0
110

Şiir ile öykünün yakınlığına ilişkin değişik görüşler var. Bazen kız kardeşi bazen ikizi sayılıyor. Ancak sözün ve sanatın şiirle başladığını düşünecek olursak şiirsellikten uzak bir metnin yazında yer edebilmesi uzak bir olasılıktır. Uzun soluklu şiirler de bazen öyküler içerirler. Yaşamdan beslenen yaşayıcı ve yaratıcı yazın türlerinde bazen bildik konular, yazarın öznel duygulanımlarına göre farklı kurgu ve örgüyle yeniden yorumlanır. Amytis’in Kederi de uzun soluklu bir şiir.

Hayri K.Yetik, Amytis Kederi’nde günlük yaşamın getirdiği sorunları, geçmiş-gelecek-bugün içinde yer eden sorunsalla birleştirerek aşkı, bir düş ülkesin özlemiyle yoğurarak dile getirmiş.Kitap Agora yayıncılık tarafından yayımlanmış.

Amytis: Babil Kralı Nebukadnetzar’ın Med prensesi olan karısı. Bilindiği gibi Babil’in asma bahçeleri, yurt özlemi çeken Med Prensesi Amytis’in mutlu olabilmesi için yapılmıştır. Bütün kültürlerde gurbet ve sıla, türkülere, şiirlere konu olmuştur.  Gerçi “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. Aşr-ı aşr-ı memlekete kız vermesinler” diye türküler söylense de evlilikte bayanlar Nasreddin Hoca’nın kızı gibidirler. “Hem ağlarlar hem de giderler” Zaman zaman da kral kızlarının evliliği ülkeler arası barışın güvencesi olurlar. Onlar her ne kadar “sultan” olsalar da  bir çeşit berdel’dir yaşadıkları.  Amytis’in yaşamı da böyledir.Amytis için Med yaylaları yurt, sıla; Babil gurbet’tir. Bir yuva’yı anlamlı kılan şey sevilen kişilerin bir arada oluşudur. Napolyon:”İnsanın evi gönlünün bağlı olduğu yerdir” diyor. Amytis’in gönlünün bağı, Med yaylalarındaki çocukluk aşkı çobanında kalmıştır belki… İnsan en çok aşkından sürgünken acı yaşar. Babil’in Asma Bahçeleri ne kadar görkemli olsa da Med Prensesi için Mezopotamya’nın yaylalarının derinliğini veremez. Sırça bir kümestir Asma Bahçeleri. Amytis,  Med yaylalarına kaç güvercin uçurdu, kaç turnayla selam gönderdi kim bilir. Herkesin cenneti kendine güzeldir diye boşuna dememişler.

Gurbet, sıla, özlem, sürgün hayatlar sadece med yaylalarının ırağına düşen bir konu değil. Kimimiz, dilinden sürgün, kimimiz, sılasından, kimimiz de hasletlerimizden. Bir curcunadır koşturup gittiğimiz bu yaşam, saatin tik taklarının sırasını nasıl da takip ediyor. Nasıl da her gün biraz daha özlemin  ateşiyle yanan Amytis gibi eksiliyoruz. “büründen anlama kir taşıyan/kafası kocaman bir saat bu kentin/kafamızın içinde/tik takları patron gözü bir tokmak sanki” (a.g.e. s.8)

Amytis Kederi, insanın yalnızca dünya içindeki değil yaşamda işgal edilmiş yerlerimize ve değerlere göndermeler yapıyor. “Dilinden de sürgün ben … / söz bilmez adalara benzerim/ söz anlamaz dalgalar ortasında/ kömür gibi/ koparılmış bir dal gibi üşür/göğsünden ısınırım soykırımların…. Bir de dilinden sürgün / derisini arayan bir bedenim “ne desem…” üşüyorum ateşlere susamışım üşümeyim…” (a.g.e. s 9).

Özlemle kavuşma; gurbet sıla, ayrılık beraberlik sanki  bir ucu elinizde olup diğer ucu dürülmüş, yumak içindeki iptir. Dolar dururuz avuçlarımızla.  Kısaltmaya çalışırken, sardıkça büyür yumak, sardıkça büyür… Öyküsü kendi örgüsünü çoktan var etmiş, tanıdık bir yüz gibidir özlemin hüznü.  Aynasını bulduğunda diller çözülür birkaç cümlede. “Bu gece gözden ırak bir köşesinde/ yüzünden okunup yüzünden yaşanan bir öykünün/ yumuşak G den çözülmüş bir ip gibi geliyorum kendime/ dünle yarını karıştırdıkça dolanıyorum özüme/ dolandıkça özüme dünya oluyorum/ içinden dışı dışından içi görünen saydam bir ip yumağı.” (a.g.e. s.36)

İnsan çoğu kez bir aşk içindeyken sorgular yaşamı ve anlamını. “asa edip düştü anlamın yollarına / insanın işlendiği o derin kuyuya varamadı / ama duydu sesini… sesi içine işledi ruhumun/ gözü süveyda ruhum şimdi beynimle dilimin arasında lâl olmuş söze vuruyor hasretini / şimdi senliğim pişiyor o sözün içinde” (a.g.e. s.38) Kişi bir kez daha yanar kendi gurbetinde böylece. Çünkü dışımızda gürül gürül dönen dünya anlamı pekiştirmez, bir kez daha vurur tokadını yüzümüze. Kim ne demiş dememiş; niye demiş; kime demiş bir kuru gürültü rüzgarı talan eder günlerimizi. “Sözü içyüzünden tanırım sert ünsüzleri de / sürekli kibirlidirler/ yumuşayıverirler ama benim bayramlık ünlülerimin önünde / sözün içyüzünü bilirim/ sürdükçe bu hadım gidiş el verse dil vermez/ sürer cadı kazanı/ dışarıda bekleyen kuru gürültü (a.g.e. s.39) Böyle zamanlarda bir kez daha çekiliriz iç sularımıza… Sonra bin bir pişmanlık ve sitemle dolu eski-yeni özlemlere gebe bırakırız kendimizi. “Düşlerden dilini çıkarıp hayta hayatlara/ büyüsem diyorum büyüsem dağlarca/ ağlasam üstüne tarihin üstüne savaşların / çocuksuluğumca gülsem gömse  düşlerim yalanı dolanı gözyaşını… Biri çıksa bir şaka olduğunu söylese / yaşananların düş gibi bir şaka/ bir çalımı yeşil maviye dönüşsek biz de/ Nuh efsanesine dönse ben Amytis sılaya / herkes geri dönse çocukluğuna/ sevgilerimizi yastık edip derin uykular gibi yaşasak” (a.g.e. s.43)

Bazı sevgiler yerini bazı sevgiler zamanı tutturamaz.Bunu anladığımızda kendi sularımıza döner, kendimize sarılırız. Gidene mi ağlarız, gidenin bizde bıraktığı acısına mı bilinmez. Yalnız  aşk da değil, günlük yaşam içindeki dostluklarda da böyledir. Böyle zamanlarda insan yerlerimizden yaralanırız. “her şey dökülüyor her şeyi/ işte daha bugün bir dost daha eskitti anlamını/ kim bilir kaçıncı yaralanışım oldu bu insan yerimden/ düşlerime çekilmeliyim biraz  daha kirlenmeden/ düşlerime.. (a.g.e. s.53)

İster yurt özlemi, ister dil, isterse bir sevgili özlemi. Ayrılığın hüznü ya da kavuşmanın sevinci. Anlamı ararken, özlem ve düşlerimizle yaymak isterken yaşamı,  kendi yurtlarımızda sürgün yaşamlarımızda, gurbette miyiz sılada mı? başı sonu belli olmayan dikey bir cümleye dönüşür yaşam.  Bu nedenledir ki düşlerin, özlemlerin, özgürlüklerin bir paha olarak ödendiği yaşamda Amytis’in Kederi bizim de kederimizdir.

 

27 Temmuz 2005 Çarşamba Anadolu gazetesi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here