4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü

0
104

 

Pek çoğumuz belgesel izlemekten hoşlanırız.. Tropikal orman görüntüleri arasında, kara hayvanları ve kuşları; okyanus görüntüleri içinde suda yaşamları görmek bize keyif verir. Görüntüler kadar hayvanların yaşamla mücadelelerinde kendilerine has özelliklerini görmek insana yaşamı okumada yeni fırsatlar oluşturur. Maalesef, insanın doğayla, hayvanla ve insanın insanla yaşam içinde barışı yok. Bu durum hem hayvanları hem de insanları başa çıkmak zorunda olduğu bir takım sorunlarla yüz yüze getiriyor. İnsan için içinden çıkılmaz bir hal alan dünyamız her geçen gün diğer canlıları ve özellikle hayvanları da kıskacına alıyor. Pek çok hayvanın nesli, ekolojik dengelerin bozulması en çok da  insanın hayvana kötü davranmasının sonucunda yok oluyor.

Bununla mücadele ve sorunun dile getirilmesi için 1931 yılından bu yana 4 Ekim “Dünya Hayvan Hakları” günü olarak kutlanıyor. Bugünlerde ülkemizde da mevcut yasalarda düzenlemeler yapılıyor. Kentimizde de Hayvanları Koruma Derneği bu konuya dikkat çeken imza kampanyası başlattı.  Bu kapsamda hayvanlara yapılan kötü davranışlara karşı uygulanan yaptırımın haksızlığı üzerinde duruluyor. Kamu oyu bu vesileyle hem bilgileniyor hem de duyarlılık ve farkındalık oluşturulmaya çalışılıyor. Hayvanları Koruma Derneği  mücadele ettiği alanda çok iyi çalışan bir dernek. Dernek Başkanı Sayın Ayten Tutkun her gün üyelerini ihtiyaç, gelişme ve çalışmaları hakkında bilgilendiriyor. İmza Kampanyası ve “Hayvan Haklarıyla ilgili de gönderdiği bir mailden alıntılar yaparak konuyu buraya taşımak istedim.

Hayvan Haklarıyla ilgili çalışmalar sonucunda 15 Ekim 1978 de UNESCO “Hayvan Hakları Bildirgesini” yayımlıyor. Ülkemizde ise 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu 2004 de kabul ediliyor. Ancak bu kanunun yaptırımları yetersiz ve etkisiz olarak görülüyor. Bir çok hayvana kötü davranışlar sürüyor. Bunlar arasında onların yok yere acımasızca itlaf edilmesinden tecavüze kadar pek çok suçu sıralayabiliriz. Havyaları Koruma Derneklerince de özel önem verilen barınakların durumu da çok iç açıcı değil. Ancak bu kanunun can damarını oluşturan iki kavram üzerinde durmak istiyorum.

Bu kanuna göre hayvanlara yapılan kötü davranışlar  “Suç” değil “Kabahat” olarak tanımlanıyor. Şüphesiz ki bir hukukçu değilim. Ancak suç ve kabahat, yada suç ve hatanın birbirine karıştırılması; toplumsal yaşam içinde kötü işlere karşı hükmün çabuk verilmemesi, iyi davranışa özendirici olmaktan çok, kötü şeyleri yapmak üzere insanlara cesaret verir. Bu durum ise duyarsızlığa neden olur.

Kabahatler hata sözcüğüyle; suç ise cürüm sözcüğüyle eş anlamlı kullanılır. Bu tanımlamalar yalnızca hukukçular tarafından değil, sosyologlar tarafından da yapılıyor. Meydan Laorusse bu konuda şöyle diyor: “Her zaman ve her yerde ortalama bir dürüstlük ve acıma duygularına saldırıyı ifade eden hareket; anti sosyal bireysel güdüler tarafından meydana getirilen ve hayat şartlarını bozarak, belli bir çağda, halkın ahlaki duygularına aykırı olan hareket.” Toplumsal tarih içinde sık sık kanunların değiştiğini biliriz. Belli bir ülkede ve ya çağda suç sayılan bir şey bir süre sonra başka bir yerde suç sayılmayabilir. Başka bir durumda ise eskiden suç sayılmayan bir şey suç haline gelebilir. . Ancak kanunlar güçlerini ardında yatan prensip ve ilkelerden alırlar. Kanunların en büyüğü vicdan kanunudur ve bu da “Yaşama hakkının kutsallığına” dayanır. Bu yaşama hakkını yalnızca insan için düşünmemek de yarar var. Çünkü Hayvanları Koruma Derneğince, hayvanların çoğuna, insanın acımasızca davranışı ve cana kasıt görülmekte. İnsanın gereksiz yere kötü davranışı söz konusu. Sokaktaki bir köpeği taşlamanın, ya da hayvana tecavüz etmeyi yaşamın herhangi bir olumlu ya da fayda alanında görmek mümkün değildir.

Gönderilen metindeki diğer çarpıcı yan da “Onların ‘mal’ değil ‘Can’ olduğunu unutmayın sözleriydi. Tüm kayıtlarda hayvanlar “Canlılar Âlemi”nin bir kısmıdır. Bilimsel kayıtların haricinde kutsal metinlerde de durum budur. Eski Ahitte Nuh Tufanı anlatılırken Tanrı, Nuh peygambere gemiye hayvanları da almasını söylerken, hayvanlardan “Can” olarak söz ettiğini ve “seninle beraber sağ kalmak için her yaşayan, bütün beden sahibi olanlardan, her neviden ikişer olarak gemiye getireceksin.” dediğini görüyoruz. Canlıyı,  hayatı olan ve hayatla birlikte “et ve kana” sahip olan biri olarak tanımladığımızda hayvanların da bir canı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Bu nedenle yeni düzenlemelerin “yaşamın kutsallığına” göre hazırlanmasını, anti sosyal davranışların geçerli hale gelmemesini dilerim. Ya değilse kanun yöreden yöreye, çağdaş çağa değişen bir şey olarak, vicdani ölçünün kaynağı değil, kara bir lekesi olacaktır.

zehra çam

3 Ekim 2007 Çarşamba Ag

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here