21 MART DÜNYA ŞİİR GÜNÜ

0
107

İnansın varolmasıyla birlikte söz de doğdu. Çağların değişimiyle söz de kendini değiştirerek değişik biçemlere büründü. Bu söz sanatlarının en eskisi şiir. Şiir diğer yazın türleri içinde öylesine önemli ki aslında tüm diğer sanatların anası da diyebiliriz. Destandan, öyküye, şiirin etki alanı içinde olduğunu görebiliriz. Çoğu kez güzel anlatımlar içinde “Çok şiirsel bir anlatım” diyerek o eser hakkında beğenilerimizi dile getiririz. Tüm ulusların edebiyatlarını etkileyen ve fark etmemizi sağlayan bir türdür şiir.

Bu kadar köklü bir geleneğe dayanmış bir şeyle ilgili dünya da sadece bir gün olması şaşırtıcı olmasına rağmen sevindiricidir. 21. Mart Dünya şiir günü ilk kez 1998 de dünya çapında kutlanmaya başlandı.  Bu konuda ilk kez yazarlarımız, Günseli İnal ve Tarık Günersel çeşitli çalışmalarda bulunuyorlar. PEN Yazarlar Derneği bu öneriyi UNESCO’ya sunuyor. UNESCO 1998 yılında bu çalışmayı onaylayarak 21 Mart’ı Dünya Şiir Günü olarak ilan ediyor. O günden beri ülkemizde de çeşitli etkinliklerle şiir söyleşi ve dinletileri yapılıyor.

Bu konuda 2001 yılında Fazı Hüsnü Dağlarca’nın 2001 yılında yayımladığı Dünya Şiir Günü Bildirisine yer vermek istiyorum. “Şiirler, nereden geldiği belli olmayan, tanımı yapılamayan, bütün yaşamımızı etkileyen boyutları evrence süren o ateşböcekleridir. Şiir yazan sözcüklerin “yeri” vardır. Bu yerler sandığımızdan büyüktür. Yan yana geldiklerinde eski ya da yeni yeryüzlerini ulaştırırlar bize. Şiir yazan sözcüklerin şiir yazmayan sözcüklerden nasıl ayrıldıklarını yazar, düşüncelerindeki boyutla sezebilir. Bu ayrımı yaparken neyin şiir olduğunu, neyin olmadığını kişisel varlığının o andaki soluk almasıyla anlar. Şiirler yerlerini birbirlerine katarlarken bir başarıya da ulaşırlar. Yazın evrenindeki genel yeri genişletmiş olurlar. Bugün bir Rus Edebiyatı, bir Fransız, bir İngiliz Edebiyatı alanları varsa bu kazanç, o ülkeler şiirlerinin kazandıkları, bize kazandırdıkları özel yerlerle oluşmuştur.”

Edebiyatımızda şiirin hem zengin hem de tartışmalı bir alanı olduğunu görüyoruz. Hatta zaman zaman bu ayrılıkların, tartışmalarda şiirin estetik ve içeriğinden çok taraflılık haline getirildiği de olmuştur. Ancak bu tartışmalar edebiyatımızda kalıcı kişi ve eselerin oluşuma neden olmuştur. Bugün Türk Şiirinin tarihi Orhan Veli, Nazım Hikmet, Necip Fazıl isimlerini görmezden gelemez. Hepsi kendi yerlerini bulup hak ettikleri beğeniyi kazanmışlardır.

Benzeri tartışmalar günümüzde de devam etmektedir. Yıllar önce Eskişehirli şairlerin antolojisini yapma çalışmalarında benim de şiirlerim alındı. Bu antolojiyi hazırlayan arkadaş bir soru sordu. “ Zehra Hanım bazı şairlerimiz filanca kişi bu antolojide olursa ben yer almam diyor. Siz ne diyorsunuz” dedi. Buradaki tavır şiir türlerine yönelikti. Şehrimizde hece vezniyle yer alan kimileri, serbest yazan olarak tanımladıkları çağdaş şiir yazanları istemezlermiş, çağdaş şiir yazdıklarını düşünenler ya da başkaları şu kişi, bu kişi o antolojide olursa ben olmam dermişmişmiş. Ansiklopedi, sözlük, ya da başvuru kaynaklarında sistematik çalışmalar ve ayrımlar söz konusu olabilir. Ancak kişiler den çok yazılanlara dikkat edilir. Gerisi nesnel bir yargı veya kanaat değildir. İnsanız, sevgi ve nefreti, öfke ve beğeniyi aynı yürekte taşıyoruz. Ancak yaşam hepimizin ve aynı kaynaktan besleniyoruz. Dünya kadar yüreğimiz yoksa antoloji kadar aklımızı beslemekte yarar var.

21 Martların tüm şiirseverlere bu açıdan bir yenilik kazandırması dileğiyle kutlu olsun.

19 Mart 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here