İneklerimiz

0
101

Her geçen gün kentimize yeni bir mobilya ekleniyor. Kent merkezindeki caddelerde adım başı konan hayvan heykelcikleri, özellikle çocuklar için, caddelerde gülen bir yüz oluşturuyor. Caddede yürürken, ineklerin boynuzlarını tutarak, kaplumbağanın üstüne çıkarak anne-babalarına poz veren çocuklara, anı fotoğrafı çektiren gençlere rastlamak mümkün. Kentin bu değişen yüzü eğlenceli görünmekle birlikte “kültür kenti” olmakla ilgili hazırlanan modeli nasıl etkileyebileceğini de göz önünde bulundurmak gerek.

Öncelikli olarak kentteki heykelleri bir sanat yapıtından daha çok kent mobilyaları olarak görmekte yarar var. Çünkü sanat yapıtları bir sanatçının kendi düş ve düşünce dünyasının kurgusu olan eserlerdir. Bu eserleri diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise “biricik” olmasıdır.  Bu türden yapıtlar ise kalıplarla yeniden üretilebilirler.

Kentimizin değişen yüzü sık sık ulusal medyamızda da yer alıyor. Bu değişimin özellikle sanatsal gelişimle birlikte anılması da ayrıca çok sevindirici. Özellikle Tramvay hattının birinin adının Opera olması, bu tramvayın Opera binasına gitmesi, son durağın adının Opera olması pek çok Avrupa kentinde bile görülmeyen bir durum. Sanatın yaygınlaşması ancak onun sahiplenilmesi ve desteklenmesiyle mümkündür. Bu konuda şanslı bir il olduğumuzun artık farkındayız. Bununla birlikte birkaç noktada daha özenli olunması,  değişiminle birlikte, kültürel dokunun bütünselliğinin de oluşmasına katkısı olabilir.

Kültürel oluşum, toplumlar için bir miras devridir. Önemli sayılan yada yerleşik unsurlar bir kimlik oluşturmada yararlanılan unsurlardır. Bu durum kent kimliğini belirlediği gibi turizm gelirine de dönüşebilecek katkılar sağlar. Konya- Mevlana, Beypazarı modeli, İstanbul’un kültür kenti olarak seçilmesi, kültürel değerler yaratmada farkı yaklaşıml