14 ŞUBAT DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ

0
69

Anna Jarvis’i tanıyor musunuz?  Pek çoğumuz bu ismi anımsamayabilir. Ancak Anneler günü pek çoğumuzun takviminde önemli bir gündür.. Amerikalı bir kız çocuğu olan Anna Jarvis annesinin ölümü üzerine her yıl annesinin ölüm yıldönümünde mezarına çiçeklerle gitmiş. Böylece Anneler gününe uzanılmış.  Buna benzer pek çok örnekler var yaşadığımız. Bazı adımlar vardır, öncekileri pekiştirir. Bazıları ise yeni olanaklar yaratır.  Özcan Karabulut ve arkadaşlarının “Düşler ve Öyküler” dergisiyle birlikte başlattıkları öykü konusundaki çabaları bugünlere kadar geldi. Bu adımlar hem Türk Edebiyatına, hem de umuyor ve diliyorum ki Çağdaş Dünya Edebiyatı için önemli açılımlar yaratacaktır. Ekişehir’de ilkini kutladığımız Dünya Öykü günü bunların bir ayağını oluşturmaktadır.

Bu yıl Unesco’nun takviminde de kabul edilmesi beklenen bir günde kendi yazarlarımızın çabası olması sevindirici ve yerindedir. Çünkü öykü toplumumuzun kültüründe yeni bir olgu değildir. Destanlar, Dede Korkut Öyküleri, halk hikayeleri, menkıbeler, Nasrettin hoca ve Bektaşi fıkraları öykü türünün gelişimi içinde yer alırlar. Kısa öykünün başlangıcı Bocaccio, çağdaş zamanımızda da Poe olarak gösteriliyor. Özellikle son yıllarda ülkemiz de de kısa öykü konusunda pek çok yeni çalışmaya ve yeni öykücülerin gelişimine tanık olduk. Bunda öykünün bir anlatı sanatı olarak geniş olanaklara sahip olması göz ardı edilemez. Öykü: tarihsel gelişim içerisinde değişik formasyonlarda bizlere sunulan, alternatif bilgi türüdür. Öykü yazarlarımızın öngörüsüne göre toplumların alternatif tarihidir. Çünkü acılar, sevinçler öykü türünde kendini farklı hissettirir. Hele her şeyin hızlandığı günümüz koşulları daha da fazla öykü yaratır.

Yaratma sürecin sancılı bir süreçtir. Bu süreçte insanın bütün çabası, insan ruhunun dinginliğe ulaşmasıdır. Kimimiz toplum için der kişileri umursamaz, kimimiz “önce ben” der, toplumu umursamaz. Bir yandan da sessizce acılar, sevinçler, düşler birikir. Kimsenin de haberi olmaz bu özgül dünyalardan. Sonunda korkunç bir iletişim çıkmazı doğar.En yakın ilişkilerde bile.Artık bütün konuşmalar formatlıdır. Acılarınız, sevinçleriniz öfkeleriniz bir özetle ifade edilir.

Nasılsınız efendim?

Teşekkürler ya siz?

…..

Yolculuk nasıl geçti?

Fena değil?

…..

Son zamanlarda neler yapıyorsun?

Ne yapalım koşturuyoruz işte.

…..

Ne ne yaptığımızı ne de ne yapamadığımızı anlatamayız. Birkaç cümlelik bu sohbetlerde mesaj nettir. Fazla konuşmaya ya vaktimiz ya da cesaretimiz yoktur. Hayatın tüm ayrıntıları sizde gizli kalır.

 Öykü: Dar zamanlara sıkıştırılan acıların, sevinçlerin geniş açılımlarıdır. Büyük korkularımız üzerimizde taşıdığımız nesnelerde belirir. Nazar boncukları, cevşenler, haçlar, uğurlu taşlar… Öykü: Korkularımızın ardındaki beklentilerimizin açılımıdır. Sevdiğimiz birinden kalan, vitrinlerde sehpa üstlerindeki yadigârlar ve duvarda asılı duran eski fotoğrafların izdüşümlerinden anılar yayılır birer birer.

Öykü: Gittikçe büyüyen özlemlerimizin kısa soluklu açılımlarıdır.

Öykü: Düşüncelere daldığımızda yüzümüzde beliriveren gülümsemelerin ya da gözlerimizden süzülen çiğ tanelerinin sözel açılımlarıdır.

Öykü:”Ah bir zengin olsam” hayalleriyle “Şimdiki aklım olsaydı” dediğimiz pişmanlıklarımızın açılımlarıdır.

Öykü: Söylemeye dilimizin varmadığı, muhataplarına ulaşamayan gizlerimizin açılımlarıdır. Öykü: Garipsediğimiz kişilerin, sıra dışı yanlarının günlük yaşama yansıyan “an”larının; derinlerde saklı yaralarımızdan dışarı sızan yönlerimizin açılımlarıdır.

Herkesin “Anlatsam Roman Olur.” Dediği yaşamlara birkaç ta öykü sığar. 14 Şubat Dünya Öykü Günü beklide bu öykülerimizi paylaşmak ve açılan bir iz üzerinden yürümek için bir fırsat yaratır.

Dünya Öykü Gününüz Kutlu Olsun.

19 Şubat 2006 Pazar Anadolu gazetesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here