14 Şubat Dünya Öykü Günü

0
81

İnsanı güzel ve ayrıcalıklı kılan bir özelliği de “söz” ile meydana getirdiği yaratıcılığıdır.  Düş düşünceye eşlik ederek sözün özüne doğru yolculuk ederler.  Bu yolda nir çoğumuz iz üzerinden yürürken, bazıları da yol açarlar.

Özcan Karabulut ve arkadaşları da bu konuda bir ilk adımı atarak “Ankara Öykü Günlerini” başlatırlar. Bu çalışmanın sonucunda da 14 Şubat Dünya Öykü günü doğar. Bu adım daha sonraları uluslar arası bir projeye dönüşür. Kıbrıs başta olmak üzere ülkemizde yaklaşık on iki değişik ilde yapılan etkinliklerle de gelişir. Bununla birlikte 14 Şubat’ın Sevgiler Günüyle çakışmasını bir talihsizlik olarak görenler olduğu gibi, edebiyat için bu türden kutlamaların gereksiz olduğu ve yeni tapınç günleri yarattığını ileri sürenler de var.

Öncelikli olarak Sevgililer günü vb günlerin dünya ticaretinin körüklediği popüler kültürün bir parçası olduğunu  ve tüketim kültürünün bir parçası olduğunu ayrımsamak gerek. Bu türden günler, yaşamın hızından oluşan günlerdir. Çünkü değişen ve gittikçe zorlaşan yaşam koşullarında sevgiye de artık bazı hatırlatmalar yapılması zorunlu hale gelmiştir. Oysaki genelde sanat ve özelde edebiyat hayatın hızı karşısında onu yavaşlatan bir unsurdur.  Tüketimden daha çok üretmeye ve üretimin paylaşılmasına dayalıdır. Yine de bugünün bir sevgi günüyle aynı güne denk gelmesi üzücü değil sevindiricidir. Bugün 50-60 yaşlarındaki yetişkinler, gençliklerinde sevgililerinden bahsederken “Hikayem” derlermiş. Bu nedenle sevdiğimiz kişilerle öykü paylaşmak, söz paylaşmak da yarenliğin ve sevgililiğin bir parçasıdır.

14 Şubat Dünya Öykü günü, benzeri anma ya da diğer edebiyat etkinliklerinde yapılan şey bir kutsama değil, anlamı kavrama ve sözü zenginleştirme çabasıdır. Edebiyatçılar Derneği’nce başlatılan bu etkinlik daha sonra çeşitli kurumlarca da desteklenerek günden güne katılımcısı artıyor. Ankara Öykü Günleri ve 14 Şubat Dünya Öykü günü aracılığıyla pek çok çeviri anlaşmaları yapılarak edebiyata zenginlik katılmıştır. Kentimizde de yarın Büyükşehir Kültür Merkezinde  Erendiz Atasü’nün katılımıyla bir etkinlik yapılacaktır. Bu tür gün ve çalışmalar yerel olanın ulusal olanla, ulusal olanın da dünya edebiyatıyla buluşması sağlanarak, evrensel değerlerin ve kültürlerin anlaşılmasına katkı verecektir. Bireyin her gün biraz daha yalnızlaştırıldığı ve piyasanın gitgide aşılmasının zor bir engel haline gelmesi, sanatın önünde bir engeldir. Buna rağmen sanat, insanı kavramada, insani olanın geçerli kılınmasında yaşamsal bir değerdir. Yaşamımıza baktığımızda da bunun karşılıklarını görebiliriz. Annemizin ninnisi, ninemizin masalı, bir aşk şiiri ya da kurmaca bir metinden düş ve düşüncelerimize parçalar eklenir. Sonra biz onları kendi süzgecimizde yeniden yoğurarak “söz” e yeni anlamlar yükleriz. Edebiyatın ve sanatın ince süzgecinden geçen bu güzellikler bizim yabani yanlarımızı törpüleyerek güzelliklerimizi taçlandırır.

Söz öylesine bir ustalıkla bunu yerine getirir ki, biliriz tilkinin kargayı ziyaret edip peynirini yemediğini. Ancak kimlerin tilkilik yaparak peynirimize göz dikebileceğini öğreniriz. Edebiyatın ve sanattaki bütün eserlerin art ve yan anlamları insandaki sezgiyi geliştirmesinin sonucu, ön görü ve sağduyu sahibi olmayı da öğreniriz. Bu nedenle sanatla beslenmiş bir birey, önyargı, tahakküm gibi olumsuz duygularını olumluya çevirebilir. Onun için “Öteki” ezilecek ya da reddedilecek biri değildir. Onu da anlamaya çalışır. Sözün derin yanlarını kavramak kendiliğinden oluşabilecek bir şey değildir. Bu da sürekli bir çaba ister. Burada bir duvar yazısını anımsadım. “Hayat Kısa, Sanat Sonsuz”

Bu sonsuzluk içinde neyi kavrasak az, neyi bilsek az, ancak ne kadar çok buna eğilirsek o kadar iyi. Tercih sizin.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here